Melek Yüzlü Şeytan…

Melek Yüzlü Şeytan…
Önder, çalıştığım okuldan sarışın, mavi gözlü, beyaz tenli, uzun boylu ve bebek yüzlü bir öğrencimdi. Hem çalışkan, hem de zeki bir çocuktu. Ders aralarında sık sık yanıma gelir, dersle ilgili sorular sorardı. Ben de onun o tatlı, masum yüzünü seyretmeye doyamaz, sorularına mümkün olduğunca en uzun yanıtları verirdim. Ama o hiç sıkılmadan, tenefüsünü de heba ederek ilgiyle dinlerdi beni. Ben de bu çalışkan ve azimli öğrencimle daha da çok ilgilenirdim. Bir gün Önder’in annesi okula gelip başka sınıflardan birkaç öğrenciyle beraber özel ders aldırmak istediklerini söyleyerek bununla ilgilenebilecek tanıdığım iyi bir öğretmen olup olmadığını sordu bana. Annesi Önder’in iyi bir okulu kazanmasını garantilemek istiyordu. Ben de kendimi önerdim haliyle. Böylece haftada iki gün olmak üzere okuldan başka üç öğrenciye daha Önder’lerin evinde özel ders vermeye başladım. Önder’in annesi finans sektöründe yönetici olarak çalıştığı için genellikle geç saatlere kadar eve dönmüyordu. Anladığım kadarıyla babası da annesi ile ayrılmıştı ve beraber yaşadıkları bu eve hiç gelmiyordu. Dersimiz bittikten ve diğer öğrenciler evden gittikten sonra Önder bana bir sütlü nescafe yapıp getiriyor, “Murat hocam sizi çok yorduk, biraz dinlenin öyle gidersiniz”, diyordu. Bir gün dersten sonra kahvemi içerken oturduğum sandalyede geriye yaslanmış, gözlerimi kapatmışken birden Önderin arkamdan omuzlarımı kavradığını hissettim. İrkilerek doğrulmaya çalıştığımda, “Hocam izin verin biraz masaj yapayım size, yorgun görünüyorsunuz, anneme de hep yapıyorum işten geldiğinde”, deyince ben de izin verdim. Neler olabileceği konusunda hiçbir fikrim yoktu. Öyle güzel bir kokusu vardı ki Önder’in, o bana dokundukça kendimden geçiyordum. Bugün artık biliyorum ki o gün için yapay feromonlu azdırıcı parfümlerden kullanmıştı. Fakat hesaba katmadığım üzere, Önder omuzlarıma, sırtıma ve boynuma dokundukça penisim pantolonumun içinde kabarmaya başlamıştı. Elimle o bölgeyi kapatmaya çalıştım ama Önder cesaretle omzumun üzerinden uzanarak pantolonumun üzerinden penisimi okşamaya başladı. Birden bir ateş basmış, nefes alıp verişim hızlanmış, yüzüm kıpkırmızı olmuştu. Ne yapacağımı şaşırmıştım. İlk defa böyle bir durumla karşılaşıyordum.

“Önder ben müsadeni isteyeyim oğlum”, dedim kalkıp gitmek için. Yüzümü geriye doğru çevirdiğimde boynuma sarılarak dudaklarımdan öptü. O birkaç saniye sanki saatler sürmüş gibi gelmişti. Sonra yüzü bana dönük olarak önümdeki sertliğin üzerine oturuverdi ve başını göğsüme yaslayarak sımsıkı sarıldı bana. “Hayır lütfen hemen gitmeyin. Hocam sizi çok seviyorum”. Bu öğrencilerimden çok sık duyduğum bir şeydi ama bu şekilde değil tabi ki. Belinden tutup onu kucağımdan kaldırmaya çalıştım, poposunu penisime bastırıp sürttüğünü hissediyordum. “Öndercim, tamam haydi kalk bakalım, benim gitmem lazım, evde hanım bekliyor”, dedim zorla kalktım yerimden. Birden başım dönüyor gibi oldu, sandalyeye geri çöktüm, kollarım ve bacaklarım külçe gibi uyuşmuştu sanki. Tekrar doğruldum, Önder “Yardım edeyim size hocam”, diyerek koluma girdi, kapıya doğru gittiğimizi sanıyordum ama beni evin karanlık kordidorunda bir odaya soktu. Odadaki yatağın üzerine devrildiğimi hatırlıyorum. Gözlerim kapanmadan önce Önder’in pantolonumun kemerini çözdüğünü görüyordum. “Ne yapıyorsun Önder?” derken, penis başımda sıcak bir nemlilik hissiyle kendimden geçtim. Uyandığımda pantolonum dizlerime kadar inmiş, penisim donumun dışına çıkarılmış haldeydim, Önder de yanımda çırılçıplak bir halde yatıyordu. Aklıma ilk gelen şey annesinin eve gelip bizi o halde göreceği oldu, panik duygusuyla yerimden kalktım, pantolonumu çekerken Önder de uyandı. Gözlerini ovuşturarak, “Merak etmeyin hocam, annem bu akşam teyzemde kalacak”, diyordu. Başım zonkluyordu, ayakta duracak halde değildim. “Bana ne oluyor?”, dedim. “Annemin uyku ilaçlarından koymuştum kahvenize”, dedi Önder sanki sıradan bir şeymiş yapmış gibi. Birden yeniden gözlerim kararmaya başladı, sadece yatağa geri devrildiğimi hatırlıyorum.

Sabah uyandığımda Önder, boynumu, dudaklarımı, göğsümü öpüyordu. Hala tam olarak kendime gelememiştim. Önder’in bir eli de kazık gibi sertleşmiş penisimdeydi. “Hocam, merak etmeyin bugün okul yok”, dedi neşeyle, “Annem de akşama kadar gelmez, rahat olun lütfen”. Birden büyük bir zevk patlaması hissederek ve kendime engel olamayarak taşaklarımdaki bütün spermi fışkırtmaya başladım çünkü Önder epeydir eliyle oynuyordu penisimle. Önder göğsümden penisime doğru öperek fışkırttığım spermleri diliyle topluyor ve yutuyordu. “Ahhh, oğlum ya napıyorsun?!…”, diyebildim sadece. “Hocam hoşunuza gidiyor değil mi?”, diye gülümsüyordu yüzüme bakarak. Sonra penisimin hassaslaşmış başına bir öpücük kondurdu. Zevkle inledim, yavaşça ağzına aldı penisimin başını yeniden ve içeride kalan son damlaları da emdikten sonra öperek ve koklayarak tekrar penisimden boynuma kadar çıktı. Bana sarılıp, “Hocam çok lezzetliymiş spermleriniz”, dedi. Bir süre yatakta uzandıktan sonra kendime gelip yataktan zorla kalktım, üzerimi giyinip tek kelime etmeden çıktım evden. Evime döndüğümde kapıyı endişeyle açan karım, “Sen nerelerdesin ya?”, dedi, “Kimleydin sen dün gece? Haydi yalan söyleme bana!”. Kafam hala bulanıktı, “Öğrencimin evinde kaldım”, dedim, “Deneme sınavı yaptık sonra kontroller filan derken geceyarısını geçti saat, ben de koltukta uyuyakalmışım”, dedim. O sırada telefonuma bir mesaj düştü. Karım hemen aldı telefonumu masanın üzerinden açtı mesajı okumak için. Önder’den gelmişti mesaj: “Hocam, dün gece geç saatlere kadar çalıştırdığınız için çok teşekkür ederim. Sizi yorduysam özür dilerim.” Karım gülümsedi, “İyi de bir telefon açıp haber verseydin ya canım, çok merak ettim. Bak ne düşünceli çocukmuş bu senin Önder, sizi yorduk falan diye teşekkür de etmiş sana hahaha”… Karımın olan bitenden haberi yoktu, zaten anlatsam da inanmazdı olanlara, iyi ki de öyle oldu…

Ani bir kararla Önder’in annesini Sevim hanımı arayıp, artık evlerine gelerek özel ders veremeyeceğimi fakat kendilerine en kısa zamanda bir başka hoca bulacağımı söyledim. Kadın haklı olarak nedenini sordu. Ben de sağlık sorunlarını bahane ettim. “Kusura bakmayın, ben önce yapabileceğime inanıyordum ama okulla beraber çok zorluyor beni”, dedim. Çok memnun olmasa da mecburen, “Geçmiş olsun Murat bey, umarım en kısa sürede iyi olursunuz”, dedi Sevim hanım. Okulda da Önder’den mümkün olduğunca uzak duruyordum. O yine sorularını sormak için yanıma geliyordu ama kısa kısa cevaplarla geçiştiriyordum hepsini. Bir değişiklik olduğunu anlamıştı bende ama annesiyle görüştüğümü henüz bilmiyordu. O hafta ders filan olmayacağını söyledim. “Neden?”, dedi o da. “Sonra anlatırım”, diyerek başımdan savdım. Akşam eve döndüğümde ders planı yaparken birden bir mesaj düştü telefona. Mesajı açar açmaz başımdan aşağı kaynar sular döküldü… Mesaj olarak gelen Önder’in o gece çektiği bir fotoğraftı. Yatağında gözlerim kapalı ağzım açık ölü gibi yatarken çekilmiş olan fotoğrafta sertleşmiş penisim Önder’in ağzındaydı. “Hocam nasıl görünüyoruz? Tam da istediğiniz gibi değil mi?”, yazmıştı Önder. Hemen sildim mesajı. Bir tane daha mesaj düştü hemen sonra. Bu seferkinde Önder taşaklarımdan spermlerimi yalıyordu ve yine fotoğrafın arka planında çok belirgin olmasa da yüzüm görünüyordu. “Eğer şimdi beni hemen aramazsanız eşinizin telefonuna da düşecek bu fotoğraflar hocam. O geceden daha çok fotoğrafımız var sizinle”, diyordu Önder. Hemen üstümü giyinip kırtasiyeden bir şeyler alma bahanesiyle kendimi sokağa attım. Bir elimde sigara Önder’in numarasını çevirdim hızlı hızlı.

“Sen ne yaptığını sanıyorsun çocuk?'”, dedim, “Hayatımı mahvetmek mi istiyorsun sen?!” Önder gayet sakin bir şekilde, “Hocam öncelikle sesiniz çok yüksek çıkıyor”, dedi, “Annem de şimdi burda yanımda. Ben de şimdi anneme iyi haberi verdim. Haftaya yine sizin ders vermeye geleceğinizi yani. Tekrar geçmiş olsun, kendinizi iyi hissetmenize çok sevindik hocam”. Öyle bir şey olmayacağını söyledim. “Hocam biz o problemi çözdük bence. Size son attığım mesajda da yazdığım gibi”, diyordu. “Beni tehdit mi ediyorsun?” diye sordum, “Tamam, Çarşamba akşamı görüşürüz hocam, kendinize dikkat edin”, diyerek kapattı yüzüme telefonu… Çarşamba günü endişe içinde gittim derse. Neyse ders güç bela bitti, tam diğer öğrencilerle beraber evden çıkmaya uğraşıyordum ki Önder, “Annem birazdan gelecek hocam, sizinle ders ücreti konusunda konuşacakmış”, dedi. “Telefonla arasın beni o zaman, telefonda da konuşuruz”, dedim ayakkabılarımı giyerken. Diğer öğrenciler asansörün kapısındaydılar. Önder telefonunu benim görebileceğim şekilde gösterek, “Bakın ne yazmış mesajda hocam”, diyordu. Telefon ekranında spermlerimle dolu ağzını açmış Önder görünüyordu. Çocuklara beni beklememelerini söyleyip iyi akşamlar diledim. Önder kapıyı kapatır kapatmaz fermuarımı açıp penisimi ağzına almıştı. Emip yalarken gözlerimin içine bakarak, “Bu yarrak ve kocaman taşakları artık benim oldu hocam”, diyordu melek yüzlü bir şeytan gibi. “O lezzetli spermlerinizi damlasını ziyan etmeden yutacağım her istediğim zaman. Bundan sonra itiraz etmeden her istediğimi yapmama izin vereceksiniz. Sizin bütün vücudunuza tapıyorum hocam, çok yakışıklı bir erkeksiniz. Okulda sizden daha hoş bir erkek hocamız yok”.

Önder elimden tutup beni koltuğa oturttu. “Merak etmeyin annem çok geç gelecek, o zamana kadar ben çoktan bu sperm dolu taşaklarınızı boşaltmış olurum…” Başımı geriye yasladım, ellerim iki yanımda, gözlerim kapalı kendimi bacaklarımın arasında penisimi, taşaklarımı büyük bir istekle yalayıp emen Önder’e bıraktım. Karımı düşündüm, bunları öğrenseydi neler olurdu diye. Ya Önder’in annesi öğrenseydi neler olmazdı ki?… Mesleğimden de ihrac ederlerdi beni. Bir daha öğretmenlik yapamayacağım gibi hapse bile girerdim. Önder bir elimi alıp kafasına koydu. “Hoşunuza gittiğini biliyorum, haydi kafamı bastırın iyice gırtlağıma kadar girsin yarrağınız hocam”. Dediğini yaptım bir robot gibi. Çünkü yapmak zorundaydım. Az sonra ilk posta fışkırmaya başlamıştı. Önder iştahla yutkunuyordu penisim ağzındayken. “Gidebilir miyim artık?”, dedim. “Hayır”, dedi, “Ben doymadım…” Mutfaktan getirdiği nutellayı penisime sürüp yalamaya devam etti. Cep telefonunu eline aldı. “Hayır!”, dedim, “Lütfen daha fazla fotoğraf çekme…”. Beni dinlemiyordu. “Lütfen bana karışmayın!”, dedi. Çikolata kaplı penisimi yalarken değişik pozlar vererek resimlerimizi çekiyordu. Ben elimle yüzümü kapamaya çalışsam da çaresiz buna da izin vermek zorundaydım. “Utanmayın ya hocam, rahat olun, zevkini çıkarın”, diyordu adeta alay edercesine, “Okuldaki öğrencilerinizden bazıları şu anda benim yerimde olmak için neler verirlerdi… Mmm çikolata çok yakışıyor süt beyazı yarrağınıza.” Beni dört defa boşalttıktan sonra, “Gidebilirsiniz artık, birkaç gün sonrası için biraz biriktirin ama olur mu? Eşinizle yapmanızı istemiyorum. Anlaştık mı?… Ya da yaparsanız da boşalmak yok. O her nasıl olacaksa artık…” Eve döndüğümde doğruca duşa girip daha sonra da hemen yatağa girdim. Bugünü unutmak istiyordum ama yarın daha mı farklı olacaktı sanki. Eşim, “Çok yoruyorsun kendini”, diyerek sokuldu bana, eli bacaklarımın arasına uzandı, “Başım çok ağrıyor, çok yorgunum şu anda hayatım…”, dedim sadece. Sonra da sanki aniden sabah saat 6’ya kurulu saatin sesiyle uyandım. Bir okul günü daha başlamıştı.

Bir sonraki özel dersten sonra evde yalnız kaldığımızda Önder, “Bugün sizinle küçük bir yolculuğa çıkacağız hocam, çok hoşunuza gidecek”, dedi, “Umarım şu son birkaç günde seks yapıp boşalmamışsınızdır”. Eliyle taşaklarımı kavradı, “Mmm tam da istediğim gibiler, iyice dolmuşlar”, dedi. Beraber evden çıkıp 20 dakika kadar yürüdükten sonra bir apartmana geldik. “Burada kim oturuyor?”, diye sordum endişeyle. “Hoşunuza gidecek birileri…”, dedi hınzırca gülümseyerek. En üst kata çıktık, Önder kapıyı çaldı. Onun yaşlarında bir çocuk açtı kapıyı. İkimizi de şöyle bir süzerek. “Hoşgeldin canım”, dedi, “Merhaba ben Serkan”, dedi bana elini uzatarak. Ben tokalaşmadım. Öpüştüler, içeri girdik. Salonda perdeler çekilmiş, hafif bir müzik çalıyordu, loş bir ışıkla aydınlanan odadaki büyük koltukta bira içerek sevişen gençler vardı. Önder beni aralarına oturttu. Sağımda sevgilisini kucakta hoplatarak siken bir çift, solumda da koltuğun tepesine oturmuş birini aynı anda yalayan iki kişi daha vardı. Odadaki en yaşlı olan bendim. Serkan’la Önder beni iki koldan soymaya başladılar. Çok utanıyordum. Serkan heyecandan büzüşmüş penisime bakıp, “Kalkıyor mu bu?”, diye sordu Önder’e gülümseyerek. “Dene bir bakalım görürsün o zaman”, dedi Önder. Serkan penisimi ağzına aldığında Önder de dudaklarıma yapışmış, dilimi emerek omuzlarımı ve göğsümü okşuyordu. Önder taşaklarımı tek tek ağzına alıp emerken sikimi sıvazlıyordu ki fazla sürmeden erekte olmuştum. “Offf çok kalın bu”, dedi Serkan, “Ama tam emmelik tertemiz bir yarrak”. Önder, “Hadi biraz zevke getirelim şunu”, dediğinde solumdaki gruptan bir kişi daha bize katıldı.

İsmini bile bilmediğim bir genç iyice sertleşmiş penisimin başını emerken, Serkan da çok hoşlandığı taşaklarımı yalayıp emmekle meşguldü. Bu sırada Önder sol göğüs ucumu ısıra ısıra emiyordu. Bu arada sevgilisin kucağında hoplamaya devam eden gençte diğer göğüs ucumu yalıyordu. Başımı sola çevirip gözlerimi kapattığımda dudaklarımın yalandığını hissederek açtım gözümü. Penisi yalanan diğer eleman da benimle öpüşmeye çalışıyordu. Bir süre sonra, “Boşalacağım artık!”, diyerek inledim. “Yaşasın!”, dedi penisimin kafasını emen çocuk, “Geliyor!”. Serkan, “Hadi toplanın hep beraber tadına bakalım”, diyordu. Önder doğrulup, “Hocam bunu görmek istemediğine emin misin?”, diye sordu. “Bu her zaman görebileceğin bir manzara değil çünkü”. Başımı kaldırıp baktığımda penisimin sapına, taşaklarına ve kafasına dil atan, bacaklarımı, göğsümü ve kollarımı okşayan birbirinden azgın üç genç de sabırsızlıkla spermlerimin fışkırmasını bekliyordu. İniltiler ve bağırtılar eşliğinde fışkırtmaya başladım. Koyu spermler fışkırdıkça dilleriyle, dudaklarıyla yakalayıp iştahla yutuyorlardı. Önder her zamanki gibi cep telefonuyla videoya alıyordu bu ziyafeti. “Tadı çok güzel değil mi?”, diyordu gülerek arkadaşlarına, “Merak etmeyin taşakları hala dopdolu, hepimize yetecek kadar var”… O gün eve dönerken penisimin kafası emilmekten zonkluyordu. Eve gittiğimde eşim, “Yine mi yorgunsun sen, hay Allah!”, diyordu bana. Dediklerini duymazlıktan gelerek üzerimdeki salyaları temizlemek için duş bile almadan yattım. Hiçbir şey yapmaya enerjim kalmamıştı.

Uykumda gözümün önüne yarrağımı somuran, azgın ve spermlerime acıkmış tanımadığım yüzler geliyordu. Bir ara uyandığımda eşimin penisimin başını yaladığını hissettim. Uykumda ereksiyon olmuştum. Eşim üstüme çıktı, prezervatif takarak penisimi vajinasına soktu elleriyle. Ellerim göğüslerinde kucağımda hoplatarak siktim karımı. Yorgundum ama bir posta da eşim için boşaldım nihayet o gece. Akşam aldığım zevkin ve yaşadığım orgazmların yanında bu doğrusu bir hiçti. Ama eşimin kokusunu ve onunla seks yapmayı da özlemiştim… Ertesi gün Önder, haftasonu için eşime bir yalan uydurmam gerektiğini çünkü annesinin haftasonu evde olmayacağını söylüyordu. O hafta içi resmi tatile denk geldiği için özel ders de olmayacaktı. Karıma, okuldaki bir mesele yüzünden Ankara’ya bakanlığa gitmem gerektiğini söyledim. Önder’in evine vardığımda kapıyı Önder’le Serkan beraber açtılar. İkisiyle de yapabildiğim kadar isteklice öpüştüm ve soyunup hemen yatağa geçtik. Karım beni Ankara yolunda zannederken, ben yatakta sırt üstü uzanmış, kollarımı arkamda kavuşturmuş, iki genç pasifin ellerini ve dilerini vücudumda istedikleri her yerde dolaştırmalarına izin veriyordum. Bir taşşağım Önder’in, öteki Serkan’ın ağzındayken otuzbir çekerek boşaldığımda yalayarak temizlediler penisimi. Beraber duşa girdik. Önder yalayarak kaldırdığı yarrağımı Serkan’ın deliğine sokuyor, taşak torbalarımı ısıra ısıra emerken ben de Serkan’ı sikiyordum suyun altında. “Hocam Serkan’dan sonra sıra bende”, diyordu Önder Serkan’ın göt deliğinden sızan spermlerimi yalarken. Ben de boynuma sarılmış Serkan’la öpüşüyordum o sırada. “Bugün için daha fazla yapamayacağım ama yarın söz”, dedim. Beraber Önder’in annesinin büyük yatağında uyuduk. Ben ertesi günü planlamak için biraz daha uyanık kaldım.

Ertesi gün kahvaltıdan sonra Önder bana bir hap uzattı. “Yut bunu hocam”, dedi. “Ben hap filan kullanmam, işte bunu bana öldürsen yaptıramazsın”, dedim. “Ya bildiğin gibi değil zaten hocam, viagra gibi bir şey bu. Senin ihtiyacın olmamış tabi kullanmamışsın hiç, bilmiyorsun. Ama bu hapı ihtiyacı olmayan adama verdiğinde de siki inmiyor. Ya herkes kullanıyor. Öyle dinlenmen filan gerekmiyor yani. Senin de denemenin tam zamanı çünkü bugün büyük gün. Malum deliğimi ilk sana vereceğim…” Serkan da, “Korkma ya hocam valla billa o tür haplarla filan bizim de işimiz olmaz. Bak göreceksin nasıl da şahlanacak senin o beyaz patlıcan”, diyordu. Biraz ara verdik, aperitif bir şeyler atıştırdık. Dedikleri gibi de oldu. Serkan taşakları, Önder de gövdesini bir aşağı bir yukarı yalarken yavaşça şaha kalktı penisim. Öyle aşırı da uyarılmıyordum. İkisi birden penisimin kafasının kenarlarını dişlerken bile canım yanmıyordu ama çok zevk alıyordum. Önder deliğine kayganlaştırıcı sürerek yatağın kenarına dizlerini kırarak domaldı. Serkan da penisimin kafasını son kez ağzına alıp tükürüğüyle iyice ıslattı ve Önder’in deliğine yerleştirdi. Tıpkı fırçayla resim yapar gibi iyice şişmiş olan etli kafayı arkadaşının deliğine sürtüyordu. Önder’in daracık deliğinin dudakları zevk suyumla ıslandıkça acıkmış bir ağız gibi giderek açılıyordu. Serkan, Önder’in deliğine tükürüp penisimin kafasını iteledi içeri. Önder acıyla ve zevkle inliyordu. Ellerimi kalçalarına koyup Önder’in daracık deliğini sikmeye başladım bağırta bağırta.

Penisimi deliğinden dışarı çıkardığımda Önder’in açılmış deliğinin içinin pembe eti görünüyordu. Boşaldığımı düşünüyordum ama hala boşalamamıştım. Serkan sırt üstü uzanarak beni kendine doğru çekti. Penisimin sapından tutarak deliğine geçirdi. Önder bu sırada önümde domalmış deliğini gösteriyordu bana. Birden başımdan tutarak ağzımı poposunun yanaklarının arasına yapıştırdı. “Yala hocam, yalasana!”, diyordu penisiyle oynarken. Bir yandan Serkan’ın belime doladığı bacaklarının arasından deliğini pompalarken, diğer yandan da Önder’in laçka olmuş göt deliğini yalıyordum. Öyle çok zevk alıyordum ki kalbim sanki zevkten patlayacak gibi atıyordu. Aniden boşalacağımı hissederek penisimi Serkan’ın deliğinden çıkarıp otuzbir çekmeye başladım. İkisi de karşımda ağızlarını açmış bekliyorlardı fışkıracak olan spermlerimi. Zevkten resmen hayvanlar gibi böğürerek boşalmaya başladım. Serkan’la Önder’in ağzı yüzü spermle kaplanmıştı. Bir baktım birbirlerinin yüzünden yalayıp yiyorlardı spermleri. Yatağa uzandım, kalp çarpıntım hala devam ediyordu, ellerim, yüzüm ve vücudum ateşim varmış gibi kızarmıştı. Gençler iki yanıma uzandılar. Bir elim Serkan’ın deliğinde, öteki Önder’inkini parmaklarken birkaç dakikalık da olsa kendimden geçtim. Gözlerimi tekrar açtığımda karşımda sikilmekten açılmış bir delik gördüm. Önder suratıma oturmuş, bir yandan da penisimi gırtlağına kadar alıyor, büyük bir zevkle penisimin kalın etli gövdesine dişlerini geçire geçire dibine kadar almaya uğraşıyordu. Sanki penisimi yemeye çalışıyor gibiydi. Serkan artık alıştığım üzere taşaklarıma yumulmuştu. Penisim zonkluyordu, sanki kalbim sikimde atıyormuş gibiydi. “Ya bir kahve molası versek mi?”, dedim, “Yoksa ben kalp krizinden ölsem mi?”. İkisi de kıkırdayarak teklifimi kabul etti. “Tamam kahveler benden”, dedim. Kalktım gittim, kahveleri hazırladım.

Önder beni sol yanıma çevirip yanıma uzandı. Arkadan kavradığı penisimi deliğine yerleştirip ileri geri kalçalarını oynatarak götünü kendi kendine sikmeye başladı. Bu arada Serkan sırt tarafıma tersten uzanmış bacaklarımın arasından hala taşaklarıma dil atıyor, emiyordu. Önder çevirebildiği kadar başını arkaya çevirerek dudaklarını benimkilerle birleştirmişti. “Bu delik her zaman sana ait olacak hocam”, diyordu Önder, “keşke sizi bu şekilde tehdit etmek zorunda kalmasaydım, ama sizi zorlamam gerekiyordu alışmanız için, umarım beni affedersiniz… Sizi çok seviyorum Murat hocam, size tapıyorum”. Önder bir anda kollarımda kendinden geçmişti. Artık kalçaları oynamıyordu. Serkan da ondan çok çok daha önce deliğimi yalamayı bırakmıştı. İkisi de uyuyakalmıştı. Hemen yerimden kalktım. Planladığım gibi çok hızlı bir şekilde hareket etmem gerekiyordu. İşimi bitirince de üzerimi giyindim ve aldığım hap nedeniyle hissettiğim korkunç bir baş ağrısıyla eve döndüm. Eşim, “Hoşgeldin Murat”, dedi, “İşlerini çabuk tamamlamış olman iyi oldu. Bir Pazar günümüz var zaten”. Hemen onu kucakladığım gibi yatak odamıza taşıdım. “Artık bir çocuğumuz olsun istiyorum”, dedim. “Kim bakacak?”, dedi gülerek. “Annen”, dedim. Sevişmeye başladık karımla. Aldığım hapın etkisiyle eşimi bir güzel sekse doyurdum. Bu defa prezervatif de kullanmamıştık.

Önder ben gittikten sonra ya aniden açılan apartman kapısının sesiyle ya da odasının kapısında beliren annesinin çığlığıyla uyanacaktı. Yatak odasının kapısını açtığında Önder’le Serkan’ı çırıçıplak aynı yatakta yakalayan annesi Sevim hanım da muhtemelen şöyle bir tepki verecekti: “Önderrrr!!! Alahım bu ne hal! Ayyyy rezalet!!! Çocuğum, evladım bu ne?!! Ne yaptınız siz?!”… Yerlere kadının dolaptaki ve çekmecelerdeki bütün iç çamaşırları, çorapları, takıları hatta makyaj malzemeleri bile saçılmıştı. İkisinin de üzerinde Sevim hanımın iç çamaşırlarından vardı… Önder’in alnında annesinin rujuyla ve büyük harflerle “SİK BENİ” yazıyordu… Sevim hanım oğlunun odasına dalıp belki de tokatlayarak ikisini de uyandırdıktan hemen sonra, “Bana derhal telefonunu veriyorsun!”, diye bağırdığında Önder muhtemelen, “Nerede bilmiyorum ki anne!…”, diyecekti. Annesi oğlunun telefonunu çaldırınca zil sesini takip ederek onu banyodaki çamaşır makinesinin içine tıkılmış bir eşofman altının cebinde uyku haplarıyla beraber bulacaklardı. “Ne kullandınız siz oğlum? Nasıl böyle oldun? Bak telefonu bile çamaşır makinesinin içine koymuş! Allahım sen sabır ver. Valla şimdi çıldıracağım!” Tabi bunlar benim görüp bilemeyeceğim şeylerdi ama aşağı yukarı bu şekilde gelişmiş olmalıydı durum.

Onları uyutup tüm bu mizanseni hazırlamak ve eşyaları ortalığa saçmak için her ikisinin de kahvesine, Önder’in de kullandığı o uyku ilacından koymuştum. Öncelikle Önder’in telefon kartındaki tüm resimlerimizi yok ettim. Daha sonra da her ikisinin telefonlarından birbirlerine çektiğim cinsel organlarının ve popolarının fotoğraflarını yolladım. Evden çıktığımda da hemen Önder’in annesini aradım: “Sevim hanım, kusura bakmayın rahatsız ediyorum… İşinize karışmak gibi olmasın ama ben geçtiğimiz Çarşamba günün oğlunuzun telefonunda bazı uygunsuz mesajlaşmalar olduğunu fark ettim. Haftasonu bir başka çocukla buluşacaklarını okudum. Bir büyüğü olarak oğlunuzu ikaz etmeye çalıştığımda şu anda terbiyemin müsaade etmeyeceği şeyler söyledi bana… Ben hak verirsiniz ki artık özel ders veremeyeceğim Önder’e…. Eyvah, yoksa siz evde değil misiniz?… Ben de şu anda Ankara’dayım… Gençler arasında madde bağımlılığı çok yaygınlaştı Sevim hanım aman ha! Bence bir an evvel eve dönün…” Önder’e son derece düşkün olan bu kadının ani baskın yapmak için derhal taksiye atlayıp eve döneceğine çok emindim.
İkisinin de akıbeti meçhuldü artık çünkü Sevim hanım daha sonra beni arayıp durumla ilgili olarak bilgilendirmek bile istememişti. O derece utanıyor olmalıydı oğlunun yaptıklarından… Önder o hafta ve sonrasında da okula gelmedi. Annesinin onu apar topar başka bir başka okula yolladığına hiç şüphem yoktu. Ben de sonraki yıl başka bir okula geçtim ve eşim Ayla da ilk bebeğimizi doğurdu. Ben de yaşadığım tacizi ve travmayı atlatmak için eşimden gizli ve düzenli olarak bir psikoloğa gitmeye başladım. Uzun zaman sonra birine bunları anlatabildiğimde gerçekten rahatladığımı hissettim çünkü insan gerçekten başka türlü rahatlayamıyor. Önder’i ise bir daha hiç görmedim ama bazen hala rüyalarıma giriyor, belki de hep girecek. İşte şimdi size de anlattım. Eğer öğretmenseniz bir öğrencinizin evine asla gitmeyin, onlarla gereğinden fazla samimi olmayın, her zaman bir mesafe olsun aranızda. Bu tabi ki herkesin başına gelecek bir durum değil ama bu da benim görüşüm ve benim tecrübem…

Genel içinde yayınlandı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir